Judea, hâlâ Judea: Yeni Roma'nın Gölgesinde İmparatorluğun Aşırı Genişlemesi
M.S. 66 ile 73 yılları arasında, Roma’nın Yahudiye (Judea) eyaleti, Roma tarihinin belki de en büyük ayaklanmalarından birine sahne olmuştur. Her iki tarafta on binlerce kişinin hayatına mal olan bu çatışma, sonuçta her iki taraf için de yıkıcı sonuçlar doğurdu. Başlangıçta Roma'nın Doğu'daki Partlar'a karşı savaşında bir ileri karakol olması için ele geçirilen ve daha sonra elde tutulan Yahudiye'deki yerel dinamikler, Roma'nın rasyonel devlet yönetimini sürekli olarak bloke etti ve oldukça pahalı bir yük olmaya devam etti.
Bugün, tıpkı geçmişte olduğu gibi, “Yahudiye” “Capitol Hill” koridorlarında önemli bir tartışma konusu olmaya devam etmekte. Soğuk Savaş'tan günümüze kadar “stratejik varlık” olarak görülen bir müttefik —ya da başka deyişle, bir küçük ortak— imparatorluğun tüm dış politikasını fiilen rehin tutuyor.
Burada “imparatorluk aşırı genişlemesi” kavramını ele almak oldukça mümkündür. Bu kavram, bir gücün kapasitesini aşan yükümlülükler üstlenmesini tanımlamak için kullanılmaktadır. Bana göre, Yeni Roma İmparatorluğu (ABD), antik Roma İmparatorluğu’nun coğrafyası ile aynı yerde bir imparatorluk aşırı genişlemesi durumuna düşmüştür.
İran-ABD savaşının arkasındaki gerçek itici gücün ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz. İster İsrail’in çabaları, ister Trump’ın irrasyonelliği, ister ABD’nin hegemonyasını sürdürme çabaları olsun, bunları ancak ortalık yatıştıktan sonra anlayabileceğiz. Ancak ortalık yatışsa bile, gerçek nedeni öğrenebilecek miyiz, bu son derece belirsiz.
Yahudiye Savaşları sadece Roma ordusunu değil, aynı zamanda Roma’nın vergi sistemini ve toplumsal düzenini de altüst etmiştir. Vespasian gibi komutanlar, Roma’da iktidara gelmek için Yahudiye’deki krizlerden yararlandılar. Uzak bir koloni, merkezi siyaset üzerinde mutlak bir etkiye sahip oldu. Hangisinin diğerine daha büyük etkisi olduğunu belirlemek zordu (Yahudiye krizlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan Hıristiyan dininin sonunda Roma'da yerleşmiş olması göz önüne alındığında, Yahudiye'nin merkez üzerindeki etkisinin daha büyük olduğunu bile iddia edebiliriz).
Bugün, ABD'deki kampüs protestoları, lobi gruplarının etkisi ve hatta Gazze çatışmasının gölgesinde gerçekleşen ABD seçimleri. Yahudiye, Yahudiye olarak kaldığını bize gösteriyor. Yahudiye'nin Roma kontrolü altındaki bölgeler arasındaki en istikrarsız ve kaotik bölge olma geleneği günümüze kadar devam etmektedir. Roma, işgal ettiği topraklarda “medeniyet ve düzen” vaat etmişti. Yahudiye’deki ayaklanmalara verdiği sert tepkiler ise Roma’nın medeniyet ideali üzerinde kurduğu hegemonyayı zayıflattı.
Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri, şu anda liberal söylemler (insan hakları ve demokrasi) üzerine kurulu bir hegemonyayı sürdürmektedir. Müttefiklerinin eylemleri karşısında maruz kaldığı erozyon, İran’la sürdürdüğü savaşın artan maddi ve hegemonyacı maliyetleriyle birlikte göz önüne çıkmaktadır.
Savaşın maliyetini tahmin etmek zor. İran'ın yönetici elitinin çok büyük bir kısmını ortadan kaldırdılar. Ancak bunun bir zafer olduğu kanısında değilim. İran’ın resmi dini olan Şii İslam’ın 12 kutsal imamından 11’ünün öldürüldüğüne inanıldığı göz önüne alındığında, en azından anlatıya göre Şiiler’in Hidra gibi kafalarının kesilmesiyle ortadan kaldırılamayacağı anlaşılıyor. ABD’nin kazanamayacağı bir savaştan nasıl kurtulabileceği ise hâlâ bir spekülasyon konusu. Kara müdahalesi, Pirus zaferine ya da ciddi bir yenilgiye yol açabilir.
Kısacası, Roma, bu krizi Yahudiye’yi fiziksel olarak yok ederek sona erdirdi, ancak manevi açıdan Hristiyanlık aracılığıyla Yahudiye tarafından “fethedildi”. ABD bu krizi askeri ve diplomatik yollarla çözse bile, imparatorluğunun akıbetinin ne olacağı belirsizdir. İmparatorluklar genellikle dış düşmanlar tarafından yıkılmaz; kendi sınırlarının ağırlığı altında çökerler.
29 Mart 2026 - Montreal